Milim milim büyüyorum babacım…

 

Nasıl mı anladım?

Çok kolay olmadı… Yarım kalan hiçbir şeye öfkelenmediği mi, üzülmediğimi fark ettim. Aksine yaşamda bazı şeyleri tamamlamadan yaşamak ihtimalinin de olduğunu öğrendim.

Artık anda yaşamayı becerebiliyorum ve çıkmam gerektiğinde o andan çıkmayı da öğrendim.

Eskiden de içimde tutmaz söylerdim her şeyi, ama kırar dökerdim. Sözlerim öyle olmasa da hislerim kırar dökerdi karşımdaki kişileri. Şimdi sözcüklerimin sertliğinin bir önemi bile kalmadı çünkü hislerim sert değil, ifade ederken içimdekileri kırmak duygusunu zerre barındırmıyor, küsme eylemine geçmiyor ruhum, sadece ifade ediyorum ve özgür bırakıyorum yüreğimdeki kelimeleri… Hepsi bu.

Büyüyorum milim milim, küçük bir bebek gibi hissediyorum kendimi, sadece açlığa dayanamayan bir bebek gibiyim. Meraklıyım, öğrenme arzum yüksek ama hepsi bu…

Bu sabah bundan 8-9 ay önce beni tanımlayan bir cümle geldi aklıma, hatta yataktan o cümle ile uyandım. “Sen şimdi yeniden doğuyorsun, o yüzden o rahim yolunda doğma işlemi başladığı için çabalıyorsun, yoruluyorsun, kemiklerin acıyor, ciğerlerin hava ile temas etti için yanıyor” yaşadığın şey bu Nuran’cım o yüzden kendini kötü hissetme sen yeniden doğuyorsun.” diyen bir üstada saygı ve selam söylüyorum buradan…

Sahi o dönem ne çok canım yanmıştı, ne çirkin hissediyordum kendimi, o kadar çok içim yanıyordu ki sanki yanardağı getirip kaburgalarımın arasına bırakmışlardı, ağzımdan, gözlerimden ateş püskürüyordu. Geçti, geçiyor… Doğdum, yeni doğan sürecimi de atlattım. Şimdi 6. ay sonrası yeni duygularla beslenmeye alışma evresine geçtim, bakalım katı gıdalar misali katı insanlar, yumuşak gıdalar misali yumuşacık, narin insanlarla besleniyor ruhum, her gün yeni bir şey öğreniyorum. Daha emekleyeceğim, dizlerim acıyacak, tutup tutup kalkacağım tam ellerimi bırakacağım pat düşeceğim, ama inanın doğmayı başardıysam büyümeyi de başaracağım.

 

Buradan selam olsun Zülfü Livaneli’nin sevdiğim sözleriyle tüm sevdiklerime…

Okulda defterime, sirama agaçlara, yazarim adini
Okunmus yapraklara, bembeyaz sayfalara yazarim adini
Yaldızlı imgelere, toplara tüfeklere, kralların tacına
En güzel gecelere, günün ak ekmeğine, yazarım adini
Tarlalara ve ufka, kuşların kanadına,
Gölgede değirmene yazarım.
Uyanmış patikaya, serilip giden yola,
Hınca hınç meydanlara adini ey Özgürlük.

Kapımın eşiğine, kabıma kacağıma, içindeki aleve,
Canların oyununa, uyanık dudaklara yazarım adini.
Yıkılmış evlerime, sönmüş fenerlerime, derdimin duvarına,
Arzu duymaz yokluğa, çırçıplak yalnızlığa, yazarım adını.
Geri gelen sağlığa, geçen her tehlikeye,
Yazarım ben adını, yazarım.
Bir sözün coşkusuyla, dönüyorum hayata,
Senin için doğmuşum, haykırmaya.
Ey özgürlük!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*