HOŞ BULDUM!

Bu güzel memleket Çerkezköy’de ben de kendimce yazılarımla sizlere, sevdiklerinize şifa olmak umuduyla yazıyorum.

Yazarken amacım kendim gibi ya da farklı fark etmez şifa verecek ya da şifaya ihtiyacı olan kadınlar ve hikâyeler bulmak, her geçen gün iyileşmek ve iyileştirmek.

O yer, bu yer diye bir seçimim, şöyle yazarım, böyle yazarım diye bir iddiam da yok. Ama içten yazarım, duygularım bir klavye aracılığıyla (el yazım güzel olsa kalemden dökülsün isterdi gönül) dökülür satır aralarına ve emin olduğum tek şey herkes ama herkes okudukça şifa bulur mutlak herhangi bir yazıdan, haberden, kitaptan, şiirden, ben de sizin şifa bulduğunuz satır aralarının yazanı olmak.

Yüreğim ne isterse, yol beni nereye götürürse, neyi deneyimlediysem ya da karmam hangi geçmişle karşılaştırırsa o alanda yazar dururum. Sizden de yüreğinizin merak ettiği her şeyi bana nuranbasyurt@gmail.com mail adresinden yazarak söylemenizi heyecanla bekliyorum.

Bu yazıdaki konu bir türlü doğru ilişki şeklini bulamayan kadınlar ve erkekler topluluğu. Daha doğrusu “kadınlar mı daha dürüst, erkekler mi?” Sorusuna biraz cevap arama durumu diyelim…

Bu hikâyede iki yabancı insan karşılaşırlar, tanışırlar, konuşurlar, zıtlaşırlar, uzaklaşırlar, olmaz yeniden yaklaşırlar, severler, sevilirler, vazgeçerler, vazgeçtiklerini sanırlar, kısaca bu gel – git uzun uzun sürer.
Peki, tüm bu süreçte asıl yapmadığımız şey gerçek bir iletişim eksikliği olabilir mi?
Dürüst olmak nedir?
• İki insanın birbirine her şeyini olduğu gibi anlatması mıdır?
• Yoksa hazmedebildiği kadarını mı anlatmasıdır?
• Kendince inandığı kadarını mı?
• Daha da ötesi aslında durumun öyle olmadığı ama olmasını hayal ettiği şekli ile anlatması mıdır?
Bence bunların hepsi de dürüstlük, hiç anlatmayana göre diyorum tabiki. Ama her şeyde olduğu gibi bu konuda da unutmayalım ki olayların dozu, kişiden kişiye göre değişen doğru ya da yanlışı anlayışı vardır.

Geçtiğimiz akşam bir çay kahve keyfi esnasında masada ilişki konusu tatlı niyetine konuşuluyordu. Arkadaşlardan biri garson kızdan bir kâğıt kalem istedi, şaşkınlıkla bakıyorduk yahu anlat neyi çizeceksin ilişki nasıl çizilir dedik, üç meraklı kadın, bir şey öğrenecektik ya oltaya gelmiş balıklar gibiydik. Olmaz dedi, bekleyin! ( ahaaa kurulmaması gereken cümleyi en kullanılmaması gereken kelime ile yapmıştı “BEKLEMEK” oysa biz kadınlar bıkmıştık beklemekten). Sonra kâğıt kalem geldi, halkalar çizmeye başladı, 5 adet çizdi, her birimize “sence senin ilişki şeklin hangisi dedi?” ve tek tek seçtirdi. Meğer o halkalar haybeye değilmiş, her biri bir ilişki şeklini temsil ediyormuş. Kimimiz az temaslı ilişkiyi, kimimiz çok veren taraf olduğumuz ilişkiyi, kimimiz ise aynı düşüncelerde buluşulabilen (nadir ilişki türü) ya da karşılıklı toleransı yüksek ilişkiyi seçtik. Herkes seçerken illaki halkalara bir anlam yükledi. Ben de benim halkaları seçerken eşitlik olgusunu yükleyerek seçmiştim, oysa seçtiğim halka “az temaslı ilişki” şekli halkası imiş. Düşünmeye başladım, gerçekten acaba istediğim şey ilişkide eşit olmak değil de az temasta bulunmak mı diye… Az anlatmak, az görüşmek, az paylaşmak azdan ne anlarsanız. Henüz net bir duruma varamadım ilerleyen günlerde bu konu üzerine çalışacağım, sonraki yazılardan birinde ilişki türlerini, neden hangisini seçip seçmemiz gerektiğini, bunun içinde dürüstlüğün ne kadar yer aldığını da paylaşırım sizlerle.

Ne zaman mutlu oluruz?
İletişim eksikliğini ortadan kaldırdığımız zaman!

Şimdiden bol şifalı, gerçek iletişimli bir ömür diliyorum herkese.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*