Yeni ürünler, VIP teklifleri, blog özellikleri ve daha fazlası hakkında bilgi sahibi olmak için e-posta adresinizle kaydolun.

Az uyumak, çok uyumak ya da hiç uyuyamamak!

Posted on 0 102 Görüntüleme

Özel Optimed Hastanesi Nöroloji Uzmanı Uz. Dr. Nurdoğan Yavuz “uyku nedir, uyku süreleri ne kadar olmalı ve ne zaman uyumalı, uyanmalıyız” gibi soruların yanıtlarını anlatıyor.

Uyku nedir?

Uyku tarih boyunca tüm canlıların tüm insanların yaşadığı, bildiği bir olgu. Bir davranış biçimi. Mitolojik çağda bile uyku ile ilgili algılar, tanılar hep yapılmış. Hatta uyku ile ilgili “hipnoz” adını verdiğimiz uyku tanrımız var. Uyku insanlık yaşamının başından itibaren hep vardı, ama uyku ile ilgili bilimsel yaklaşımlar, veriler daha çok bilgisayar, bilişim ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte doğru tanımlanmaya ve yorumlanmaya başladı. Uyku insan yaşantısının 1/3’ünün geçtiği bir zamandır.

Uyku beynin bir fonksiyonudur, vücudumuzun da bir fonksiyonudur. Belirli bir uyanıklıktan sonra, beden belirli bir yorgunluktan sonra ihtiyacımız olan uyanıklığın tersi bir durumdur ve kendiliğinden olur. Bunun için ekstra bir şey yapmanıza gerek yoktur.

Uyku ihtiyacımızı nasıl belirleriz?

Tüm canlıların uyku ihtiyaçları ya da uyku süreleri genetik olarak kodlanmıştır bunu değiştirme şansımız yoktur. Hepimizde genlerimizin içinde ne kadar uyuyacağımız, hangi saatler arasında uyuyacağımız kodlanmıştır. Bunda hata yapmamamız gerekiyor, genetik kodlarımıza uygun bir şekilde uymamız gerekiyor. Bu genetik kodların süreleri kişisel farklılıklar gösterebilir ama çok fazla değildir. Ortalama kabul edilen süre 7-8 saat uyumamız gerekiyor. Ama bazılarımıza 6 saat hatta 5 saat uyku yetebiliyor, bazılarımıza da 9-10 saat ancak yeterli oluyor. Bu nedenle ortalama normal uyku saat aralığı 5 ila 11 saat arasıdır.

Peki, kişi kendisine ait genetiğinde kodlanmış doğru uyku süresini nasıl anlar?

Doğru süreyi ancak hiçbir dış uyarana maruz kalmadığımız, rahat olduğumuz, kendimizi serbest bıraktığımız özellikle bir tatilde iken uykumuzun geldiği an uyuduğumuz ve uyandığımız an kalktığımız aralıktaki saatlere dikkat ettiğimizde genetik kodlanmış saatimizi bulabiliriz.

Hangi saatlerde uyuyup hangi saatlerde uyanmalıyız?

İşte bu sorunun da yanıtı aynı şekilde, bu da yine kişiden kişiye göre değişkenlik göstermekte çünkü ne kadar uyuyacağımızın genetik kodu olduğu gibi hangi saatlerde uyuyup uyanacağımızın da genetik kodu vardır. Bazılarımız erken yatıp erken kalkarız, bazılarımız ise tam tersi geç yatmaya ve geç kalkmaya meyilliyizdir, bunlar tamamen kendi kodlarımızla alakalıdır.

Uyku tipinizi bilmeniz önemli, neden mi?

Örneğin erken yatıp erken kalkan bir çalışana gece işi verdiğinizde verim alamazsınız. Ya da tam tersi, geç yatıp geç kalkmaya meyilli bir çalışandan erken saatlerde bir iş istediğinizde istediğiniz performansı elde edemeyebilirsiniz.

Vücut sistemi ile uyku ilişkisinin ilişkisi nedir?

Tıbben insan yaşantısı tanımlanırken, değerlendirirken bazı sistemlerde tanımlanıyor. Görme sistemi, işitme sistemi, dolaşım sistemi, boşaltım sistemi. Bu sistemlerin hepsi de uykuyla paralellik gösteriyor, uyku ile bir iletişimi var. Geceleri kalbimizin çalışması çok farklı, gündüz çok farklı. Özellikle sindirim sistemimizin çalışması gece ve gündüz çok farklı. Yani iç organlarımızın da uyku ilişkisini bilmemiz gerekir. İnsanlar için bilimsel olarak kabul edilmiş doğru yaşam şekli, insanlar günde 3 kere yemek yer ve bu 3 kez yenilen yemekte 10 saat içinde gerçekleştirilir. Geriye kalan 14 saatte sindirim sistemimiz çalışır, uyku süremiz aktif olur. Geriye kalan bu 14 saatte yemek yok, ihtiyaçta yok, biz bu durumu bozarsak sindirim sistemini bozarız, uykuyu taciz ederiz. Yaşantımızın 1/3ü uykuda geçecek şekilde kodlanmıştır vücudumuz. Uyku bölümünde hastalara teşhis tedavi sürecinde tek bir organa değil bütün organlara bakmaya çalışıyoruz. Özellikle kalp ritmini, vücudun oksijen kullanımını kaydetmeye çalışıyoruz.

Uyku ne işe yarar?

Gece uykusu bizi ertesi güne hazırlayan, hasarlı organların onarıldığı, bazı enzim ve proteinlerin salgılandığı bir dönemdir. Uyku gün içerisinde ki aktivitelerin sağlanabilmesi için bir hazırlık dönemidir. O hazırlığın yapılabilmesi için gece uykusunu her boyutu ile doğru normal bir şekilde uyunması gerekiyor. Gündüz öğrendiğimiz her şey aslında gece uykuda veri kayıt altına alınır. Yani hafızamıza o süreçte kaydedilir.

Uyuyamadığımız zaman bedenimizde bizi neler bekler?

Gece az uyuduğumuzda bedenimiz bir sonraki güne hazırlanamayacak. Bedenimizde güç, enerji ve protein sentezleri yapılamayacaktır. Uyku eksik kaldığı zaman en çok karşılaştığımız şikayetler ertesi gün halsizlik, yorgunluk, baş ağrısı, baş dönmesi, ilgi dikkat kaybı, uyku isteği, unutkanlık. Nörolojiye en çok bu şikayetlerle geliyor hastalar.

“Uykusuzluk unutkanlık yapabilir!”

Uykunun dönemleri nelerdir?

Herkes gece içerisinde 5-6 dönem uyuruz. 5-6 dönemin her biri 90 dk’dır. Yatağa yatarız, ışıkları söndürür, dış uyaranlardan uzaklaşırız ve uykuya dalarız bu süreç 15 dk sürebilir ve daldıktan sonra 90 dk uyuruz. Ondan sonra kısa bir uyanıklık olabilir. Ardından ikinci dönem, üçüncü dönem şeklinde uyuruz. Her dönemin içerisinde yaklaşık 2 bölüm vardır; birinci bölüm yavaş yavaş uykuya dalarız, uyku derinleşir sonra ram uykusu dediğimiz bir dönem uyuruz. Her dönem içerisinde non ram – ram iki dönem vardır. Uykumuzun tamamına baktığımızda %75’i non ram uykusudur, %25’i de ram dediğimiz uykudur.

Non Ram ve Ram uykusu arasında ki fark nedir?            

Non Ram: Fiziksel dinlenmelerin, protein sentezlerin, hasarların onarıldığı dönemdir.

Ram: Zihinsel faaliyetlerin yürütüldüğü, hafızanın kaydedildiği, kişilik ve insani gelişmişliğin sağlandığı dönemde ram dönemidir.

“Uyandığımızda gördüğümüz rüyaları hatırlamamak uykuda iyi bir ram uyku dönemi geçirmişiz demektir!”

Gece uykusu ile gündüz uykusu arasında ki fark nedir?

Uykumuzu organize eden düzenleyen, temel uyaran güneş ışınıdır. Güneş ışını vücudumuza girmeye başladığı an itibari ile gözümüzde bir grup hücre uyarıldığında beyin bunu algıladığında bazı hormonlar salgılanıyor, bu hormonlar aktif enerjik olmamızı sağlayan hormonlardır.

Nedir bu hormonların isimleri:  Asadilkodin, kortizon, adrenalin, bunları salgıladığımız zaman gündüzleri aktif enerjik oluruz ve uyanıklılığımızı sağlar. Ama bu hormonların salgılandığı saat güneş ışınlarının dünyayı aydınlatmaya başladığı zamanlardır.

Öğlen uykusu kimlere önerilir?

Gece uyku problemi olan, gece kalitesiz uyumuş olan kişilere öğlen uykusunu öneriyoruz. Öğlen uyuduğumuz zaman öğleden sonra daha aktif olabiliyoruz. Gündüz çalışıp gece uyumamız gerekir, ancak günümüz şartlarında hala vardiya sistemi ile çalışma var. Bu süreçte bilimsel araştırmalarda gösteriyor ki gece çalışan kişilerde çok basit hastalıklar bile, örneğin grip nezle bile daha farklı ve daha şiddetli gelebiliyor. Ayrıca gece çalışanlarda kanser vakaları daha sık görülüyor. Gece çalışanlarda kalp damar hastalıkları daha çok yoğun, gece çalışanlarda kalp krizleri daha çok geçiriyor.

 “Sanayi toplumunun çok görüldüğü yerlerde gece çalışanların iş kaza oranı çok daha yüksek olduğu görülüyor!”

 Düzenli uyku uyuyamayan kişi sinirli olur mu? Kilo alır mı?

Birçok hastalık, birçok ilaç uykuyu etkiliyor. Tansiyon, kalp hastalıkları, diyabet ve beslenme alışkanlıkları da uyku ile ilişkileniyor. Doğru bir zamanda ve doğru bir şekilde uyumadığımız zamanda her konuda düzenimiz bozulur. Yeme düzenimiz de buna dahil. Zaten Uyku Hastalıkları arasında “gece yemek yeme, gereksiz yere yemek yeme, kontrolsüz yemek yeme, bilinçsiz yemek yeme” gibi hastalıkları mevcut.

 “Gün içinde yaşadıklarımı yatağa yattığımda beynimde konuşuyorum.”

Tıp uyku bozuklukları hastalıkları ile ne zaman ilgilenmeye başladı?

Uyku insanlık tarihinde insanlıkla birlikte var olan bir olgu. Zaten insanın yaşam biçimi. Ama tıbbın uykuyu doğru tanımlayıp doğru yönlendirebilmesi teknolojinin ilerlemesi ile birlikte ortaya çıktı. EEG’nin değerlendirilmesi, fizyolojik kayıtlar, gecenin kaydedilmesi, gece boyunca beyin nasıl çalışıyor, kalp nasıl çalışıyor, solunum durumu nasıl diye gece kayıt altına almaya başladığımızdan beri biz uykuyu doğru değerlendirebiliyoruz. Yani yaklaşık son 50 yıl diyebiliriz.

Yazıyı Paylaş

Henüz Yorum yok, ilk yorumu sen yap.

Ne Düşünüyorsunuz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir