Yeni ürünler, VIP teklifleri, blog özellikleri ve daha fazlası hakkında bilgi sahibi olmak için e-posta adresinizle kaydolun.

TÜKENMİŞLİK SENDROMU NEDİR?

Posted on 0 1.3K Görüntüleme

Tükenmişlik sendromu, yaşam enerjisinde tükenme halidir!

Meryem Uzerli ‘nin namı diğer hürrem’in yakalandığı iddia edilen tükenmişlik sendromu son günlerde kamuoyunun ilgisini çekiyor ve merak ediliyor.

Peki, nedir bu tükenmişlik sendromu?

Nasıl ortaya çıkıyor ve nasıl tedavi ediliyor?

İşte tüm bu soruların yanıtı Türkiye Psikoterapi ve Psikoterapistler Derneği (psikoder) terapistlerinden geldi…

Yanıtınız “evet!” ise, aman dikkat!
“Kendinizi sürekli yorgun, halsiz, bitkin ve tükenmiş mi hissediyorsunuz?”, “artık canınız sevişmek veya seks yapmak istemiyor mu?”, “yaşam enerjinizin hızla tükendiğini mi fark ettiniz?”, “belli bir nedeni olmaksızın kendinizi huzursuz, sabırsız ve mutsuz mu hissediyorsunuz?”, “üzerinizde çok yoğun bir baskı olduğunu mu düşünüyorsunuz?” tüm bu sorulara “evet!” yanıtı veriyorsanız psikoder terapistlerine göre tükenmişlik sendromu yaşıyor olabilirsiniz…

Tükenmişlik sendromu cinsel sorunlara yol açabiliyor…
Tükenmişlik sendromuna kendini tekrarlayan mesleklerde oldukça sık rastlandığına dikkat çekenpsikoder başkanı psikoterapist cem keçe; “tükenmişlik sendromu, daha çok yoğun çalışan, az dinlenen, tüm yaşam enerjisini iş hayatına aktaran, başka alanlarda duygusal ve bedensel beslenmeyi göz ardı eden, sosyal yaşamı güçlü olmayan, kendine vakit ayırmayan, aşırı hırslı ve başarı odaklı kişilerde görülen oldukça rahatsız edici bir durumdur.

İş kaybından aile içi ilişki sorunlarına, psikosomatik hastalıklardan alkol, madde veya sigara kullanımına, uykusuzluk ve depresyon gibi ruhsal hastalıklardan cinsel sorunlara kadar uzanan çok çeşitli ciddi durumlara zemin hazırlayan tükenmişlik sendromu;
(1)yaşam enerjisinde azalma, yorgunluk ve bitkinlik,
(2) cinsel isteksizlik,
(3) unutkanlık, dikkat eksikliği, algılama eksikliği, öğrenme ve ezberleme zorlukları gibi konsantrasyon ve motivasyon eksiklikleri,
(4) diğerlerine karşı negatif tutum takınma ,
(5) aktif olarak diğerlerinden geri çekilmeve yalnızlaşma,
(6) işe geç gelme veya işi bırakma,
(7) hayal kırıklığıve ümitsizlik,
(8) tahammülsüzlük, kronik sinirlilik hali ve çabuk öfkelenme,
(9) huzursuzluk, umursamazlık ve sabırsızlık,
(10) yetersizlik ve değersizlik algısı,
(11) boşluk ve anlamsızlık hissi,
(12) baş, boyun, bel ve sırt ağrıları gibi psikosomatik belirtiler ile kendini gösterebiliyor.”

Tükenmişlik sendromu, yaşam enerjisinde tükenme halidir!
Yaşam enerjisinde tükenmesiyle sorunlar başlıyor. “yaşam enerjisinde tükenme hâli olarak tanımlanabilen tükenmişlik sendromu; insanın tüm yaşamına yayılabilen ruhsal ve duygusal bir durumdur. İnsanın doğasına uygun yaşamayı reddedip, çok büyük idealler ve hedeflerle temel insani ihtiyaçları arasında sıkışıp kaldığında, kendine, ruhuna ve bedenine kötü davrandığında veya bir şekilde kendine yalan söylediği durumlarda ortaya çıkabiliyor.”

Sıklıkla depresyonla karıştırılıyor…
Uzmanlar tükenmişlik sendromunun çökkünlük yarattığını söylüyor. “Ruhsal bir bozukluk veya bir hastalık olarak görülmemesi gereken tükenmişlik sendromu, sıklıkla depresyonla karıştırılıyor. Ancak depresyondan farklı olarak tükenmişlik sendromunda kişi yaşadığı ortamdan uzaklaşıp farklı bir ortama geçtiğinde duygulanımı kolaylıkla değişebiliyor ve sıkıntıya düşen yaşamsal fonksiyonları normale dönebiliyor.”

Hayatla kavga etmeyin, keyifle yaşayın…
Gerektiğinde terapiye başvurulması gerektiğini söyleyen psikoder yönetim kurulu üyesi dr. Yasemin yıldız; “tükenmişlik sendromuna yakalanmamak için kişi kendisine ve yaşamına pozitif bakmalı, öncelikle ruhunu beslemeli, stres oluşturan durumlardan uzaklaşmalı ve her ne yapıyorsa yapsın yaşamdan keyif almayı öncelikli olarak görmelidir.

Sevilmek, değerli olmak, önemsenmek, dinlenmek, spor yapmak, seyahat etmek ve hafta sonu tatili gibi değişiklikler yapmak, dostlarla keyifli vakitler geçirmek, sevişmek, düzenli beslenmek, destekleyici vitaminler kullanmak gibi ruhsal ve bedensel ihtiyaçlarını karşılamayı kişi asla ihmal etmeden, yaşamla kavga halinde olmadan, sosyal ilişkilerini canlı tutmalı ve hayatını keyifle yaşamalıdır.

Ayrıca kişi kendi hayatına dışarıdan bakmayı öğrenmeli, yaptıklarının hangilerini eleyebileceğine ve hangi işleri devredebileceğine karar vermelidir.

‘Ne kadar az insan, ne kadar az eşya o kadar huzur ve mutluluk!’ felsefesiyle kişi yüklerinden kurtulmalı, hem kendisinden hem de başkalarından olan beklentilerini en aza indirmelidir.

Bunların işe yaramaması durumunda kişi psikoterapiye başvurulabilir.”

Yazıyı Paylaş

Henüz Yorum yok, ilk yorumu sen yap.

Ne Düşünüyorsunuz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir