Yeni ürünler, VIP teklifleri, blog özellikleri ve daha fazlası hakkında bilgi sahibi olmak için e-posta adresinizle kaydolun.

Tuz hakkında aklıma takılan her şeyi sordum…

Posted on 0 84 Görüntüleme

Son iki haftadır hiç tuz sevmeyen eşimin inanılmaz hızla ve çok tuz tüketmeye başlaması ile kafamda aşağıdaki deli sorular oluştu. Ben de işin uzmanını bulup sordum, işte Medicana International Ankara Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Emel Bayrak tüm sorularımı yanıtladı hatta ekstra bilgiler de paylaştı… Benim iumarım sizin de işinize yarar…

Yemeklerde hangi tuz kullanılmalı? Tuz alırken etiketinde nelere dikkat etmeliyiz?

Doktorunuz tarafından başka şekilde önerilmediği takdirde normal rafine iyotlu tuz kullanımının aşırı tuz tüketiminin oluşturacağı zararlar dışında bilinen bir zararı yoktur. Gerek deniz ve göllerden suda çözdürülüp tekrar kristalleşmesinin sağlanması şeklinde rafine edilme işlemi ile gerekse kaya tuzunun yıkanıp öğütülüp kullanılması şeklinde tüketilmesi halinde alınacak olan, sodyum klorür olarak adlandırılan tuzun temel maddesidir. İyotsuz tuz kullanımının önerildiği bazı durumlarda hasta bilgilendirilir, tuz paketlerinin üzerinde iyotlu-iyotsuz etiketleri mevcuttur. Kaya tuzu, iyotsuz tuz sınıfındadır. Ailede bir kişinin iyotsuz tuz yemesi gerektiğinde yemekler tamamen tuzsuz pişirilmeli, iyotsuz tuz kullanan birey kendi tuzunu, diğer bireyler normal iyotlu tuzu tüketmelidir. İyot eksikliğinin de istenmeyen sonuçları vardır.

 

Ve bir anda aşırı tuz tüketmeye başlamışsak bu neden olur?

Tuz ve su tüketimimiz yetersiz olduğunda ya da aşırı terleme gibi tuz kaybının fazla olduğu durumlarda aşırı tuz tüketimine yönelme gözlenebilir. Eşlik eden tansiyon düşmesi vücudumuzun sıvı dengesinin temel belirleyici elementi olan tuz ( sodyum ) alımında yetersizlik ya da kaybında fazlalıkla ilişkilidir.Kullanılan idrar söktürücü ilaçlar da benzer sonuçlara neden olabilirler. Böbreküstü bezi hastalıkları gibi birtakım hormonal hastalıklarda da tuz ihtiyacında ve isteğinde artış izlenebilmektedir.

 

Yemeğin tadına bile bakmadan tuz atma alışkanlığı neden oluşur, ne anlama geliyor ve bunu nasıl çözmeliyiz?

Çocukluğumuzdan itibaren edindiğimiz beslenme alışkanlıkları, damak tadımız yediklerimizi seçerken belirleyici olmaktadır. Henüz yemeğin tadına bakmadan tuzluğa uzanmak da bu alışkanlıklardan biri. Tabi bu durum vücut sıvı dengenizde, tansiyonunuzda ileri düşüklük durumlarında tuz tüketimine yönelme davranışı olarak sergilenebilir. Ayrıca artık ne yazık ki yemek yemek, fast food olarak da adlandırılmasına da sebep olduğu şekliyle, hızlı, yeterince özen gösterilmeden yapılan bir eylem olduğu için aynı anda cep telefonunuzla konuşurken farkında olmadan masadaki tuzluğa da uzanabilirsiniz. Tuz tüketiminin azaltılması programının en önemli uygulamalarından biri restoranlarda da dahil olmak üzere yemek masalarından tuzlukların kaldırılmasıdır. Önce yemek yemeye ve ne yediğinize gereken ilgi ve özeni göstermek de tuz tüketimini azaltmanın önemli bir yoludur.

 

Tuzu hayatımızdan tamamen çıkartmalı mıyız? Çıkartırsak olası kötü durumlar neler?

İnsan yaşamında herşey bir denge dahilindedir. Bu bağlamda aşırı tuz kısıtlaması da sıvı dengesinde bozulma, tansiyon düşüklüğü, dolaşım bozukluğu, kalp yetmezliği gibi sağlıklı yaşamla bağdaşmayan sonuçlar yaratır.Yapılan çalışmalarda uzun süreli katı tuzsuz rejimlerde insülin direnci gelişebildiği gösterilmiştir. Tuzun tamamen insan hayatından çıkarılması aslında doğanın insanlara sağladığı dengeyle çok da mümkün değildir. Bilinçli ve sağlıklı tüketildiğinde kaya tuzu da deniz tuzu da bu anlamda doğanın bize verdiği zenginliklerdir.

 

emel bayrakEmel Bayrak Kimdir?

Uzm. Dr. Emel Bayrak, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olup, Dahiliye uzmanlığını Ankara Eğitim Araştırma Hastanesi’nden almıştır. Çeşitli kamu, özel ve üniversite hastanelerinde görev yapan Uzm. Dr. Bayrak, şu an Medicana International Ankara Hastanesi’nde görev yapmaktadır. Bayrak, Ankara Tabip Odası yönetim kurulu üyesidir.

  • Medicana International Ankara Hastanesi, İç Hastalıkları Uzmanı (2014 –  )
  • Özel YÖN Tıp Merkezi, İç Hastalıkları Uzmanı (2012 – 2014)
  • Özel 100. Yıl Hastanesi, İç Hastalıkları Uzmanlığı (2011 – 2012)
  • Özel Sincan Lokman Hekim Hastanesi, İç Hastalıkları Uzmanlığı (2008 – 2011)
  • Kazan Devlet Hastanesi, Dahiliye Uzmanlığı (Mecburi Hizmet ) (2008 – 2010)
  • Ankara Eğitim Araştırma Hastanesi 1.İç Hastalıkları Kliniği,Asist Dr. (2002 – 2008)
  • Başkent Üniverstesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Kliniği, Asist.Dr. (2001 – 2002)
  • Özel Sevgi Hastanesi Acil Servisi, Pratisyen Dr. (2001 – 2001)
  • LÖSEV Lösante Lösemili Çocuklar Hastanesi Ankara, Pratisyen Dr. (2000-2001)

 

Tuz tüketiminde farkındalık

Fazla tuz tüketiminin, başta hipertansiyon olmak üzere, koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği gibi
kalp hastalıklarına ve vücutta su dengesi bozuklukları, ödem ve böbrek yetmezliği gibi kronik hastalıklara sebep olduğu, hastaların uzun yıllar izlenebildiği çalışmalarla ortaya konmuştur. Obezite ve mide kanserinin fazla tuz tüketimi ile ilişkili olduğu bilinmektedir.Tuz alımı arttıkça vücut sıvı dengesini sağlamak için idrarla atılan kalsiyum miktarı artmakta, kemik erimesi gelişebilmektedir.

Sofra tuzu olarak tükettiğimiz tuzun 1 gramında 400 mg sodyum bulunur. Dünya Sağlık Örgütü; hipertansiyon, kalp hastalıkları, böbrek hastalıkları, obezite ve kanserden korunmak ve kemik sağlığını olumsuz etkilememek amacıyla günlük tuz tüketiminin5 gram ile (2000 mg sodyum) sınırlandırılmasını önermektedir.Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (U.S. Food and Drug Administration, FDA)günlük sodyum tüketiminin 2300 mg’ın altında tutulması gerektiğini bildirirken Amerikan Kalp Birliği ( American Heart Association, AHA ) her gün alınan 1500 mg sodyumun optimal kan basıncı ve vücut sıvı dengesi için yeterli olduğunu belirtmiştir. İngiltere’de hükümete beslenme konusunda bilimsel danışmanlık yapan konseyin (UK Scientific Advisory Committee on Nutrition ) verilerine göre yaş gruplarına göre alınmasıgereken tuz miktarları şu şekildedir:

Yaş Ortalama tuz alımı hedefi (g/gün)

Önerilen bu değerler hipertansiyon, kalp damar hastalıkları, kalp yetmezliği, şeker hastalığı, böbrek yetmezliği gibi kronik hastalıkları olan hastalarda daha da aşağı seviyelerdedir. Aşırıterleme gibivücuttan atılan tuz miktarının arttığı durumlar, günlük tuz tüketimi konusunda göz önünde bulundurulmalıdır.

Aşırı tuz kısıtlaması ya da kaybı da sağlık sorunlarına yol açar. Pek çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de tuz tüketimi,sağlıklı bireylerde günlüktoplamda ancak bir çay kaşığı olarak belirlenebilecek bu limitlerin oldukça üzerindedir.Türkiye Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği’nin ilkini 2008 yılında yaptığı, ülke genelini yansıtan “Türk Toplumunda Tuz Tüketimi Çalışması’’ ülkemizdeki tuz tüketiminin aşırılığını gözler önüne sermiştir.

Aynı çalışmanın sonuçlarına göre; Sağlık Bakanlığı’nın 2011 yılında başlattığı Türkiye Aşırı Tuz Tüketiminin Azaltılması Programı, 2008’de 18 gr olan ortalama günlük tuz tüketiminin 2012’de 15 gr’a kadar gerilemesini Fazla tuz tüketiminin bu denli hayati sorunlara yol açtığı bilinmekteyken yeterince önüne geçilememesigeleneksel besin saklama ve pişirme yöntemlerinin yanında fastfood tüketiminin de artışına bağlıdır. İngiltere’de yapılan bir çalışmaya göre, dünyanın pek çok ülkesinde de benzer nitelikte olan çeşitli fastfood menülerinden,yalnızca bir öğün tüketmekle günlük limitlerin yarısı ile 4 katına kadar değişen oranlarda tuz alınabilmektedir. Ancak işlem görmemiş olmakla sağlık üzerindeki etkileri değişebilecek olan kaya tuzu gibi tuz çeşitleri de benzer şekilde fazlası sağlığa zararlı.

Sağlıklı bir toplum için günlük ne kadar tuz tükettiğimizin ve fazla tuz tüketiminin yaratacağı sağlık sorunlarının farkında olmalıyız. Hazır tüketilen gıdalardaki, hazırlanma aşamasında bulunulmayan öğünlerdeki tuz oranlarımutlaka göz önünde bulundurmalı vetuzluk kullanımından da kaçınılmalıdır.

Özellikle çocukların beslenmesinde belirleyici olan kişilerin bu konudaki sorumluluğu katlanarak artmaktadır. Damak tadı gibi beslenme alışkanlıkları da çocukluk çağında edinilmekte, sağlıklı bir yetişkin olmanın temelleri bu dönemde atılmaktadır.

Yazıyı Paylaş

Henüz Yorum yok, ilk yorumu sen yap.

Ne Düşünüyorsunuz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir