ŞİFA AĞACIMSIN BENİM, SIMSIKI SARILIP KOCAMAN GÜLÜMSEDİĞİM!

İç sesim sarıl diyor, sımsıkı sarıl!

Sanırım geçmiş yaşamımda sürekli ağaçlara tırmanan koala, ağaçkakan ya da bukalemundum 🙂

Geçtiğimiz hafta bayram tatili nedeni ile İstanbul’da annemin evindeydim, yatak altı baza, yazdan kışa temizliği yapayım dedim. Tabi o arada ağzı sıkı sıkı kapatılmış kutularda döküldü ortaya. Hadi üşenme, daha doğrusu “hadi korkma” yüzleş geçmişle dedim ve her bir kutuyu tek tek açtım. Bir tanesinin içinden kendimi kötü hissedeceğim bir bebek zıbın takımı çıktı, çocukluk işte binlerce hayal arasına onu da sıkıştırıvermişim. Sonra tabi tutamadım bu parmakları döşedim sosyal medyada ah dolu mesajları. Sonra kısa bir süre zaman geçti ve şuanda yurtdışında yaşayan ama hayatım da gördüğüm gerçek ve harika bir kadın diye nitelendirdiğim bir dostum, kaplumbağa hikayesi ile yol göstericim mesaj attı. “Nuran, yapma, suçlama, bu hayalleri sen kurdun, sen seçtin bu kimsenin suçu değil, senin de suçun değil, şimdi o güzel kıyafetleri ver birine, hediye et, zaten senin böyle bir hayalin gerçek olursa yenisini alırsın, tutma, onca gittiğin spritüal çalışmaları hatırla ve geçmişi azat et” dedi…

Sadece 1 dakika düşündüm ve hayatımda ilk defa bir sosyal medya paylaşımım için pişman olmuştum, çok doğru diyordu, ben değil miydim iyileşmek için aile diziliminden regresyona, oradan yogaya, yogadan geçmiş yaşam çalışmalarına katılan, ben değil miydim saflığımı, iyiliğimi, gülen kalbimi, inanmaktaki sınırsız yeteneğimi kaybetmemek için onca emek veren.

Ve hemen mesaja yanıt yazdım: Haklısın, söz dedim en kısa zaman İstanbul’a ilk gidişimde onu hediye edeceğim ve böylece kırgınlıklarımı da bağışlayacağım.

Tabi o kutularda bunun gibi hep olumsuz anılar yoktu, çünkü o kutular tam olarak 27 yıllıktı. İçinden bir fotoğraf çıktı, karede ağaç vardı, ben ve çocukluk arkadaşım Özlem o ağaca sımsıkı sarılmıştık.

İşte o zaman fark ettim, aslında ben şuan neyi seviyorsam çocukken de aynı şeyleri seviyormuşum, durup durup, unutup unutup yeniden sevdiğim şeyleri keşfediyormuşum.

Gün geçtikçe iyileştiğimi, daha doğrusu; var olmayı, evrende oluşum sürecimi sürdürdüğümün farkındayım, işte bu aralar #şifaağacı diye tutturmamda tam olarak arınmada hızla ilerlememden kaynaklı.

Evet, ağaçları seviyorum, çünkü ağaçlar baharda çiçek açar, yeşillenir. Sonbaharda sararır, rüzgar eser yaprak döker, dalları kurur öylece kalır, ama ağaçlar asla gitmez. Siz onu kesip atmadıkça, yerinden sökmedikçe her zaman tüm kara kışa karşılık verir, yaşar ama yine de her bahar size çiçek açar.

Bu bayram çok şey konuşmuşum anlaşılan, aslında paylaşmışım diyelim. Bir telefon konuşmasında ben buralarda aşkı bulamam mümkün değil dedim arkadaşıma, o da neden nasıl birini arıyorsun ki dedi, bilmem dedim, sahi acaba yazsam mı ben “Nasıl bir adam arıyorum” diye, sonra 1 saniye sessizlik oldu ve karşılıklı gülüştük, aman dedim yok yanlış anlaşılırım, o da bunu doğruladı yok yok yazma dedi burası buna hazır değil, ilan vermişsin diye adın çıkar dedi J bu kez kahkaha attık.

Sonra ağaçları düşündüm, adamları düşündüm, kendimi düşündüm ve evet ben tam olarak “ağaç gibi adam” arıyordum. Sarılma isteği uyandıran, her sarıldığında şifa veren, kara kışlar görmüş, ama azimle yeni bir bahara hazırlanan.

O zaman ne diyoruz, bu mübarek gün olan Cuma’da herkese şifa veren ağaçlar nasip olsun, hep birlikte sarılarak, sevgiyle iyileşelim.

Sadece Hindistan’da bulunan ve bundan 1,5 yıl önce çok kötü bir süreçten geçerken rüyamda gördüğüm o şifalı ağaca gidip sarılmakta bana nasip olsun, hep beraber bir amin, amen, kabul et gezegen der miyiz? Bence deriz!

İşte bu da durduk yere yolda yürürken aniden “durun” diye bağırıp sarıldığım bir ağaç daha…

 

Ne demiş şair:

Aşk ağaç gibidir
Ektin mi bir kere yüreğine
Sökemezsin bir daha
Hep senden bir şeyler taşır
Çünkü…

Aşk ağaç gibidir

 

Ne zaman mutlu oluruz?

Gölgesinde güneşten korunduğumuz ağacı yaprak dökme mevsiminde de terk etmemeyi öğrendiğimiz zaman!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*