İnsan olarak mükemmel ama çevresindekiler pekiyi sayılmaz!

TED konuşmaları tadında bir araştırma, mutlaka okumalısınız. Kesinlikle katılıyorum her bir satırına…

 

***

 

Her bir şirketin resmi veya gayri resmi bir kurum kültürü vardır. Kurum kültürü, çalışan tüm personel tarafından kabul görmüş ve benimsenmiş değerler, inançlar, yazılı olmayan standartlar ve normlardan oluşur. İnsanların düşünmeden “doğru” olarak kabul ettiği bu davranış ve düşünce tarzları kurum içerisinde gözle görülmeyen ancak herkesin hissettiği bir atmosfer oluşturur.

Şirkete yeni başlayan çalışan da birkaç günde kurum kültürünü ve değerleri hissetmekte ve almış olduğu bu mesajlara göre davranış sergilemeye başlar. Bunun tam tersi de mümkün. Yeni çalışanın değerleri kurum kültürüyle çakışmaktadır ve bu durumda işe başlayan çalışan şirketten kısa bir süre içerisinde ayrılmak zorunda kalmaktadır.

Yukarıda açıklamaya çalıştığım durum teorik bir durum olduğundan sizlere gerçek hayattan, kişisel deneyimlerimden örnek vermek istiyorum.

Büyük bir şirketler gurubunda 3 farklı kurum düşünelim. Her şirket bağımsız olarak faaliyet göstermektedir. Şirket müdürü, müdür yardımcıları, mali sorumlu, insan kaynakları yönetimi, muhasebe, müşteri hizmetleri, pazarlama, depo vs.

ŞİRKET 1: Yöneticisi dedikoduyu seven, durmadan laf taşıyan ve “laf taşıyanları” iyi dinleyen, laf taşımayı destekleyen, olabildiğine cimri, personelin birlik ve beraberliğine karşı olan birisi.

Müşterilerine bakış açısı kısaca şu şekilde: “hangi yöntemle olursa olsun maksimum para tahsilatı”

Çalışma ortamı: Kariyer hedeflemeniz için mutlaka yönetici ile iyi ilişkiler kurmanız gerekir. Müdürle iyi ilişki kurmanın yolu ona bilgi taşımak, yöneticiyi dedikodulardan haberdar etmek, beraber çalıştığı personeli ispiyonlamaktan geçiyor.

Sonuç: Personelin büyük bir kısmı bir birinin arkasından konuşuyor, herkes birbirini takip ediyor ve ekip ruhu neredeyse yok derecesindedir. 3 kişi bir arada yemek yedi mi müdürün bundan mutlaka haberi vardır ve klasik sorular sorulmaya başlanmıştır. Her yerde kameralar, çalışanlar kendilerini bir TV programında hissetmektedir. Doğal olarak mesai saatlerinde kimse kendini özgür bir birey olarak görmemektedir.

Müşterilere karşı tek bir iletişim kanalı açıktır: para tahsilatı ve müşteriye ekstra harcama yaptırmak. Kimse özveri peşinde değil ve hemen ezilecek diye öne çıkmak istemiyor. Çalışanlar her söylenen şeyin altından başka bir anlam aradıklarından çalışanlar bir türlü ekip olamamaktalar.

ŞİRKET 2: Yöneticisi kaba, insanlara hep tepeden bakan, kendinden güçlüler karşısında fare, zayıfların önünde ejderhaya dönüşen, müşterilerine hiç önem vermeyen ve müşteriyi hep haksız gören birisi. Konuşma tarzı kaba olmakla beraber ayrıca sokak argosu kullanan birisi.

Çalışma ortamı: Güce saygı duyulan bir ortam, yöneticilerin sürekli çalışanları ezdiği, müşterilerin şikâyet etmek için muhatap bulamadığı bir ortam. Çalışanların ekip ruhu sokaktaki çete ruhuna benzemektedir ve kendileri bile bunun farkında değildirler.

ŞİRKET 3: Yöneticisi titiz, müşterilere karşı olabildiğince dikkatli, çalışanlarına sorumluluk yanında yetkiyi de veren, standartlara ve sistemi yönetmeye önem veren, harcama ve yatırım arasındaki büyük farkı anlamış ve uzun dönemli düşünen bir insan.

Çalışma ortamı: Müşterilerine karşı çok titiz ve dikkatli bir ekip, satışla beraber satış sonrası hizmete önem verilmesi, hiçbir personelin hatası yüzünden azarlanmadığı, tam tersine tekrar eğitildikten sonra sahada işinin başına döndüğü bir ortam. Çalışanlar arasında iletişim tam ciddi ve resmi. Ekibin bir arada bulunması için sürekli değişik etkinlik ve faaliyetler yapılmakta ve insanlar kendilerini bir aile gibi hissetmekteler.

Şimdi şöyle bir değerlendirme yapalım, sizce;
1) Kabalığı kabul etmeyen bir çalışan 2.şirkette çalışabilir mi?
2) Laf taşıyan ve ispiyoncu biri 3.şirkette çalışabilir mi?
3) Özgürlüğe ve gelişme önem veren biri 1.şirkette çalışabilir mi?
4) Müşterilere karşı saygıyı meslek edinmiş bir insan 1.veya 2.şirkette çalışabilir mi?

Tam tersini de düşünebiliriz. 3.şirketin yöneticisi 1.şirkete yönetici olarak atandı diyelim. İlk günden dedikoduların önünü almaya çalışan bir insan bir anda tüm bu kötü atmosferi değiştirmeye çalışacaktır. Sonuç, bu tarzı benimsemeyen “ispiyoncular” ya susmak zorunda kalacaklardır veya işi bırakmak zorunda kalacaklardır.

Veya 2.şirketin yöneticisi 3.şirkete yönetici olarak atandı diyelim. İlk toplantıda insanlara sesini yükseltmeye çalışacak ve müşterilere kötü davranış sergilemesi sonucu ekipte öz güveni yüksek insanların kaybına sebep olacaktır.

Dikkat ederseniz, her şirket hakkında yazarken ilk önce yöneticiler hakkında yorum yaptım. Bunun sebebi çok basit, kurumun her şeyini, kültürünü, kurallarını, konuşma ve giyim tarzını, standartları ve prosedürleri belirleyen kişi bilakis yöneticinin ta kendisidir. O nasılsa, şirket de öyledir. Bu nedenle ben her zaman “Çalışanlarım ve ekibim nasıl?” sorusunu soran yöneticilere “senin gibi” cevabını veririm.

İnsanların doğru veya yanlış davranmasına izin veren Yöneticidir.

Kendi davranışlarını, tarz ve hareketleri ile çalışanlar için “rol model” olan Yöneticidir.

Müşterilere karşı davranış biçimini, kurum içi iletişimin dayanağını ve samimiyetini, sorumluluk ve ahlak kurallarını belirleyen Yöneticidir.

Şirketlerin kurum kültürünü yaratan ve ona yön veren şirketin Yöneticisidir. Kültür ise adeta bir mıknatıs gibi kendine uygun olanları çeker, farklıları ise kabul etmez.

Biz de yaygın olarak kullanılan “İnsan olarak mükemmel ama çevresindekiler pekiyi sayılmaz” kalıbının ise tamamen yanlış olduğunu düşünüyorum. Doğrusu şudur: “KENDİSİ NASILSA, ÇEVRESİNDEKİLER DE ÖYLEDİR”

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*