Yeni ürünler, VIP teklifleri, blog özellikleri ve daha fazlası hakkında bilgi sahibi olmak için e-posta adresinizle kaydolun.

Hepi topu 3 oyuncağımız ama 3000 oyunumuz vardı!

Posted on 0 818 Görüntüleme

Hepi topu 3 oyuncağımız vardı, 3000 oyunumuz…

Benim çocukluğumda hepi topu 3 oyuncak vardı ama 3000 oyun vardı. En yakın arkadaşım kız kardeşimdi, en temiz oyuncağım kucağımda ki et bebekti, en pis oyunum ise çamurdan yapılan yaprak sarmam…

Çocukluğumda hayat yetişkinlerim için ne kadar zor geçmiş olursa olsun, şimdiki çocuklara baktığım zaman en azından bir çocuk olarak benim için hayat gayet kolay ve eğlenceli geçmiş.

Bu aralar nedense taktım çocuk nasıl büyütülmeli, çok mu umursanmalı? Yoksa hiç mi umursanmamalı? Neleri umursanmalı? Neleri umursanmamalı?

Garip bir telaş içersindeyim, sanki yarın sabah pat diye elimde bir çocukla baş başa kalacakmışım gibi, yersiz biliyorum ama yine de kendi içimde çözmek istiyorum. Ben çocuğumu nasıl büyüteceğim?

Ben öyle rahat büyümedim ama kolay büyüdüm, sorunlar vardı ama çocuk ruhumu etkilemezdi. Yani ben gündüzleri oyunlar kurardım elimdeki imkanlarla ve oynardım en yakınım olan kızkardeşimle. Annem de bizi güzelce doyurur, akşamları da eve alırken güzelce temizlerdi. Bizi böyle büyüttü işte. Sade, basit…

İşte ben de çocuklarımı bu şekilde büyütebilmek için çocukluğumdan kalan oyun anılarımı paylaşmak istedim, bir gün gerekirse bu oyunları okuyup neden sadece anne olmam gerektiğini hatırlayayım diye…

 

Çocukluğumdan oyunlar…

Fındık yaprağı ve Çamur / Yaprak sarma: Yaprak sarmayı şimdilerde çok iyi yaparız iki kardeşte, sanırım o dönemlerde yaprağın pahalı olması ya da bizde para olamaması nedeni ile çok sık olmadığından evimizde bizde çocuk aklımızda sokaktaki en çamurlu oyunumuzu fındık yapraklarını sarma yapmakla çözmüşüz. Çocukken fındık ağacının yaprakları alırdık itina babamın aldığı pembe renkli tencere takımı oyuncaklarımızın içine dizerdik ve yerdeki toprağı su ile karıştırarak çamurdan sarma içi yapardık. Sonra da bir güzel sarardık o yaprakları ve tencereye tıpkı annem gibi tek tek inci gibi dizerdik. Oyunlarımızda başlamıştı bizim hamaratlığımız, çünkü biz çok hamarat annenin iki kız çocuğuyduk, çok arkadaşımızda yoktu, çok oyuncağımızda… Çocukluktan oyuncaklarını say deseler; pembe renkli tencere takımı ( en lüks oyuncağımız oldu o ), eniştemizin aldığı et bebekler, elinde havuç tutan iki peluş tavşan hepsi bu…fındık yaprağı

 

Ahşap kollu tekli koltuk / Minibüs: Ahşap kol koyma alanı olan tekli koltuklarımızdan biri mutlaka minibüsümüz olurdu. Üstelik nedendir bilinmez, aslında bilinir yaşam şeklimizden olsa gerek o koltuğun tek tarafına yan yana sıkışık otururduk, kucağımızda Avrupa’dan eniştemizin getirdiği neredeyse boyumuz kadar bebeklerimiz ve ellerimizde içi deli gibi dolu çantalarımızla iyice sıkışırdık, şuan o halimizi düşünüyorum da kopuyorum gülmekten, oyunlarımız bile hep bir sıkışıklık hep bir mücadele içinde olmuş bizim… Sonra güya biz annemize yada kayınvalidemize kalmaya gidiyor olurduk, sohbet ederdik yol boyunca senin bey napıyor, benim bey napıyor. koltuk

 

 

Portmanto / Taksi: Evdeki portmanto kız kardeşim ve benim için daima bir taksi olurdu ama sadece taksi… Onun o alt rafındaki kapıyı açar sanki taksinin içine biniyormuş gibi yapardım, kız kardeşimde yandaki aynalı rafın kapısını açar ve oda taksinin arka koltuğuna biner gibi yapardı. Ben daha çocukken oyunlarda bile mutlaka ama mutlaka erkek rolünde olurdum. Üstelik kimse de demezdi nasıl olursa ben öyle olurdum. Ben taksi şoförü kardeşim müşteri 😉 Biz iki kız kardeş neredeyse bütün çocukluğumuzu %80 baş başa oyunlar oynayarak geçirdik. Aramızda kavga hiç olmadı, paylaşmakla ilgili hiç sıkıntımız yoktu. Taki genç kız olup takılar ve topuklu ayakkabılar evimizde yer almaya başlayıncaya kadar.

portmanto

Elinde havuç olan peluş tavşan / Havuç çorbası ve yemeği: Hiç unutmam bir keresinde yaprak sarmasından sıkılmış olacağız ki oyuncak tavşanlarımızın havuçlarını makasla doğrayıp, tencerelerimizin içine koymuştuk akşama babamın karşısına geçip ( kim bilir ne kadar zorlukla aldığı, dünya para verdiği bu tavşanları ) “baba bak sana havuçlu bol vitaminli yemek ve çorba yaptık” demiştik…Bizim için çorba başka bir şey, yemek başka bir şeydi…

tavşan

 

Ütü masası / Uzun şatodaki yemek masası: Ütü masasında çay tabaklarında 4’e bölünmüş sosisler ve çay bardaklarında içilen meyve suları bizim çocukluğumuzun en lüks, her hafta heyecanla beklenen en güzel oyunuydu, çünkü biz bu oyunu sevdiğimiz teyzemizin evinde ve onun en sevdiğimiz kızı ile barbie bebeklerinin eşliğinde oynardık. Oradaki her şey ama her şey bizim için oldukça lükstü…

ütü masası

 

Böyle işte çocukluk dediğin gerçekten rahat bırakıldığında özgürce kendini bulduğun bir süreç gibi geliyor bana… Yanlış anlaşılmasın taksi şoförü olmadım, kız kardeşimde kayınvalidesinde kalan gelin olmadı, yaprak sarmasını çok iyi yapmamıza rağmen çok sık yemeyiz, sosis yetişkin olduğumuzdan bu yana zararlı diye 6 ayda bir nefis körlemek için yiyoruz. Ama bir gerçek var tüm oyunlarımızda olduğu gibi hayatımızın her noktasında özgürce ve özgüvenle kararlar verebildik.

Bırakın çocuklar sadece oyunlar oynadı diye çamurdan kirlensin, 4 duvar arasında yasaklarla ya da yapay sevgilerle ruhları kirlenmesin.

Yazıyı Paylaş

Henüz Yorum yok, ilk yorumu sen yap.

Ne Düşünüyorsunuz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir