Yeni ürünler, VIP teklifleri, blog özellikleri ve daha fazlası hakkında bilgi sahibi olmak için e-posta adresinizle kaydolun.

Ey yüce kadın!

Posted on 0 41 Görüntüleme

Kimdir bu kadın?

Sen, ben, annemiz, ablamız, kız kardeşimiz, kayınvalidemiz, yengemiz, teyzemiz, halamız, kuzenimiz, anneannemiz, babaannemiz biziz yani.

Son iki aydır çevremde bir sürü değişik tip ve karakterde kadınlar oluştu. Genelde çok sosyal olduğum kadar asosyal olmakla da bilinirim. Tıpkı çok konuşup az anlattığım gibi. Ama işte insan 33 yıllık hayatını doğduğu yerde bırakıp başka bir şehre gelince haliyle yeni bir çevre edinme ihtiyacı duyuyor. Ben de tam olarak bunu yaptım. Yeni arkadaşlıklar edindim, yeni yaşamlar ve o yaşamların sürdüğü evlerin her bir odasında yaşanan ayrı ayrı hikayeleri gözlemlemeye başladım.

Bıraktığım şehrimde çevremde ki kadınların hepsi ama hepsi istinasız güçlü, kendinden emin, erkeksiz dünyanın güzelliğine inanan ya da dişil enerjisi yüksek erkekleri hayatlarında barındıran kadınlardı. 

Nedir bu “dişil” enerji?

Hepimizin içinde hem eril hem dişil enerji vardır. Eril enerji sonuç odaklı, dişil enerji ise süreç odaklıdır. Eril enerji vericidir, dişil enerji ise alıcıdır. Yani her iki enerji de hepimize gereklidir ve hayatımızı kolaylaştırır ama dengede olduğu sürece, aksi halde tüm hayatımızı tam bir yokuş yukarı sürükler. Ve olduğunuz yerde patinaj çeker durursunuz. Çünkü ne çok veren olmanız ne de çok alan olmanız işe yaramaz, her ikisinde de hikayenin sonunda kaybedersiniz. İnsanoğlunun yaratılışı sabır üzerinedir, uzun sürebilir bu sabır süreci, kişiden kişiye değişir ama mutlak bir gerçek varsa bir gün biteceğidir.

Bu şehirde yeni tanıdığım kadınlar “adam gibi adam yok” diyor, tanıdığım adamlar ise “kadın gibi kadın” yok diyor. Nasıl bir şey adam gibi adam olmak? Kadın gibi kadın olmak? Aslında çok basit, artık dünya değişti, kadınlar ve erkekler yer değiştirdi, ilk başlarda bu durumdan hem kadınlar hem erkekler mutluydu. Kadın özgürleşti, erkeği özgür bıraktı, çünkü ikisi de eşitti, ancak bir gün özgürlük her ikisini de yalnızlık içine sürükledi, çünkü özgür olmak bir nevi yalnız olmaktı.

Geçtiğimiz gün yolda bir arkadaşımla yürürken neden sigara içmiyorsun dedi, yakıştırmıyorum dedim, şaşırmıştı, şaşırmakta da haklıydı. Sonuçta ben rahat biri olarak algılanmıştım, içinde bilime dayalı olan herhangi bir cinsel içerikli mevzuyu her yerde konuşabilirdim, örneğin smear testini ne sıklıkta yaptırıyorsun diye bir kadına çat diye ulu orta sorabilirdim ve ortamda erkek olması beni rahatsız etmezdi. Ama yolda yürüyerek sigara içen kadın fikrini zihnim kabul etmiyordu. Çünkü ne kadar evrim geçirirsem geçireyim geldiğim bir gen vardı. Atalarımın genlerinde kadınlarımın eril enerjisi ne kadar yüksek olursa olsun, dişil enerjileri de bir o kadar yüksekti. İşte bu yüzden ben de içimde ki Anadolu kadınını olur olmaz yerde ortaya çıkarıyordum.

Burada gözlemlediğim kadarıyla evlilikler çok erken yaşta ve hemen hemen ilk sevgililerle olmuş. Kadın daha kendisi çocuk denecek yaşta iken bir çocuk dünyaya getirmiş. Erkek kavramı ise sevgisini göstermeyen babadan, hiçbir şeye destek olmayıp her şeye karışan amcadan, dayıdan ibaret. Hal böyle olunca uzun evlilikler, veresiye defterine kadar ödenen boşanmalar, aldatmalar, aldatılmalar kısacası mutsuz kadınlar ve mutsuz erkeklerle dolmuş sanki.

Şimdi bu ara tek yaptığım bu kadınları çok korkutmadan ama yalnız da bırakmadan kafamdaki feminen kadını, çevremdeki tecrübelerine güvendiğim güçlü kadın modellerini anlatarak aktarmaya, onlara yol göstermeye, dertlerini dinlerken yolculuklarında yoldaş olmaya çalışmak. Ama çok ince bir çizgi var. Çünkü neden bilemiyorum bir şekilde “kadın” dünyası ile sınandığıma inanıyorum. Önceki yaşamımda sanırım ya çok önemli bir kadın ya da çok ezilmiş bir kadındım. Artık böyle düşünmeye başladım. Çünkü sonuçta nereye gidersem gideyim ya kadınlara faydalı olmak ya da güçlü kadınlardan faydalanmak için çırpınırken buluyorum kendimi.

Örnek bir hikaye özetliyeyim size; şimdi bir kadın düşleyin, 35 yaşında ve güzel gerçekten güzel, hayatını 18 yaşında bir seçimle karartmış demeyeceğim, şekillendirmiş diyelim. Lakin insan 18’inde ne kadar mantıklı bir seçim yapabilirse o da o kadar seçebilmiş. İşin kötü tarafı; ne bu 18 öncesi sevilmiş ne de bu 18 sonrası. Bu yüzden korkunç bir kaybetme korkusu içinde yaşıyor. Ancak “IŞIĞIN YOLU” kitabında da dediği gibi bence asıl problemi annesi ile olan bağında başlıyor. Ve kaybetme korkusu duyduğu her şeyle arasında kaygılı bağlanma şekli ile ilişki kuruyor ve sürekli kaybetmeden önce kaçma eğilimi gösteriyor. Bunu hemen hemen tüm ilişkilerinde yapıyor. Bu korku onu agresif ama aynı zamanda yalvaran kadın konumuna sürüklüyor.

Siz olsanız bu arkadaşınıza neler tavsiye ederdiniz? Yanıtlarınızı bekliyorum. Hadi hep birlikte bir el uzatalım bu yüce kadına.

 

Ne zaman mutlu oluruz?

İlişkilerimizin ilk başladığı yere yani ailelerimize dönüp yaşadıklarımızla yüzleştiğimiz zaman!

Yazıyı Paylaş

Henüz Yorum yok, ilk yorumu sen yap.

Ne Düşünüyorsunuz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir